BRECHT ESTETİĞİ VE SİNEMA / MUTLU PARKAN

    Sinema salonlarına yıllardır gitmeyen belki de hiç gitmeyen kaç kişi vardır… Sinemanın üzerimizde bıraktığı şaşırtıcı, çekici etkiyi sağlayan; büyüleyen en önemli etkenlerden biri karanlık sinema salonları değil mi? Ama çağımızda yaş, dil, din, kültür, sınıf farkı ayırt etmeksizin günlük yaşamın bir parçası halinde sinemayı ayağımıza getiren bir kutu herhalde hepimizin evinde; televizyon. “Bir yandan sinema sanatından yararlanan insanların sayısı artarken, öte yandan onun içerdiği yanılsamacı etkiler de yaygınlaşmakta ve zaten günlük yaşamın sıkıntıları içinde boğulup ne yapacağını şaşırmış duruma gelen geniş kitleleri akıl almaz düş dünyalarının tutsağı haline getirmektedir.”[n1]  Fakülte hocam Mutlu Parkan’ın “brecht estetiği ve sinema” adlı kitabını[n2]  80’li yılların başında yazdığını göz önüne alarak ben de (ki benim keşfettiğim bir şey değil) bir ekleme yapayım; televizyon sonrasında bilgisayar diyerek. Cep telefonlarını eklemeli miyiz (!)

    Parkan’ın burada söz ettiği sinema, izleyiciyi duygusal olarak etkilemeye çalışan dram sanatının mirasçısı geleneksel sinemadır. “Zaten yüz yıla yaklaşan sinema tarihinin, adı geçen geleneksel sinemanın dışında bir sinemaya tanıklık ettiği pek söylenemez.”[n3] [n4] 

    Sinemada birçok akım ortaya çıkmış ancak “geleneksel sinema, kendi içinde beliren çeşitli yalpalamalara, zikzaklara rağmen gelişimini sürdürmeye devam etmiş ve geniş seyirci kitleleri için bir «düş makinası» olma işlevini televizyon dizilerine de aktararak, günümüze kadar gelmiştir.” Aykırı üslubuyla çektiği, toplumsal eleştirilerin yer aldığı çarpıcı filmleriyle tanınan İtalyan film yönetmeni, şair, roman yazarı Pier Paolo Pasolini’nin ‘Plansekans ya da Gerçeğin Semiyolojisi: Sinema’da[n5]  belirttiği üzere, seyirciyi büyülemeye hizmet eden «afyon» işlevi gören sadece sinema-dram değildir. Gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koyan filmler de seyirciyi büyüleyerek «afyon» işlevi görmektedir çünkü gerçek de büyüleyicidir. Ama nasıl? Doğaldışı bir büyüleyicilik.  

    Bizi insan yapan en temel özelliklerimiz arasında biri vardır ki; yaşama aktif olarak katılma ve katılımın içinde yönlendirme, değiştirme gücü. İşte geleneksel sinemanın estetik yapısında bu gücün tüketilmesi hedef alınmakta. Bu gücü ortaya çıkarma çabaları olmuştur. Ancak Parkan, Brecht’in estetik kuramının görmezlikten gelinmesi nedeniyle aydınlatıcı sonuçlara ulaşılmadığına dikkati çekmekte. Ve çekim öncesinde sinema estetiğinin günümüzdeki sorunlarına değinmekte.

    İzleyiciyi avutan, oyalayan, hoşça vakit geçirmesi üzerine kurulan yani eğlendiren filmler daha çok ticari kaygılarla oluşturulmakta. Ve bu oluşum farklı türlere rağmen, ne kadar çok izleyiciye ulaşırsa hedeflenen «kâr» elde edilmekte.

    Başka hayatlarla yaratılan gerginliğin ve özdeşleşmenin gitgide zirveye çıkıp azalması sonucu oluşan haz ilkesi çerçevesinde kurulan geleneksel sinemada izleyici, kendi yaşantısından bir saati geçkin bir zamanda uzaklaşmakta. Uzaklaştığı en önemli durum ise zihinsel faaliyeti olmakta. “Bu seyircinin yaşamda üretim süreci içinde her gün ve her gün tükenmekte olan aktivitesinin, bir film boyunca yaşamdakine benzer bir yaşantı içinde bir kez daha tüketilmesinden başka bir şey değildir. Böylece seyirci kendisine sunulanları herhangi bir eleştiri süzgecinden geçirmeksizin kabullenmek zorunda kalmaktadır.”[n6]  Bu kabulleniş, tükenişte filmler izleyicide, acıma ve korku duyguları (günümüzde bu duygulara öfke, nefret, sevgi, erotik duygular da eklenmiştir) uyandırarak ruhlarını tutkulardan arındırmalarına; «katharsis»e[n7]  ne ölçüde hizmet etmektedir? “Dolayısıyla sinemanın günümüzdeki estetik sorunları içinde odak noktasını oluşturması gereken gerçeklik kavramı değil, özdeşleşme ve katharsis kavramları olmalıdır.” [n8] 

    Kitapta, sinemanın varoluş nedeni olan ve varlığını sürdürdüğü sürece var olacak olan gerçeklik izleniminin kendisine varoluşu bahşetmiş olan yaşam gerçeği ile birlikte tartışılmasının gerekliliğine dikkat çekilmekte. Gerçeklik izleniminin, katharsis yaratmayacak şekilde denetim altına alınması, yaşam gerçeğinin sorgulanması, sırrın orada aranması vurgulanmakta. “Bilimsel bir yöntemi getirecek olan alıcının arkasında yer alacak olan insan beynidir. İnsan sadece şey (meta) olmayıp, aynı zamanda şeyleşmenin metaın fetiş karakterinin ve bunun sırrının farkına varan insan beyninin sahibi olduğu için, basit bir teknolojik araç olan alıcının arkasında bilimsel bir yöntemle teçhizatlanmış olarak yer aldığı anda, duyularımızın noksan yönlerini giderebilir ve yetersizliklerini tamamlayabilir. Daha doğrusu, bir form, bir görünüş haline gelmiş olan gerçeğin ve onu yöneten yasaların ortaya çıkarılmasını sağlayarak zihnimizdeki yanılsamayı ortadan kaldırabilir.” [n9] 

     Kitabın ikinci bölümü olan Brecht’in estetik kuramına toplu bir bakışta, Brecht’in kuramının «diyalektik tiyatro» olarak adlandırılmasının en uygun olacağı belirtilmekte. Belirtilmekte çünkü buna gerekçe olarak da, kendisinin kuramını, başta Kapital olmak üzere Marksist klasikleri inceleyerek uzun bir teori-pratik sonucu oluşturduğu ve temelinde diyalektik ve tarihi materyalizmin yasalarının yer aldığına dikkat çekilmekte. Ancak önerdiği tiyatronun epik tür içinde var olması nedeniyle «epik tiyatro» kavramı da terk edilmemekte. “Denebilir ki Brecht’in estetik kuramının ruhunu diyalektik ve tarihi materyalist felsefe, bedenini ise epik tiyatro oluşturmaktadır.” [n10] 

    Brecht, kuramını oluştururken seyirci için tehlikeli olduğunu düşündüğü bir kavramdan hareket eder; «katharsis». Aristoteles’in  ‘Poetika’ adlı yapıtında tragedya’nın işlevine ilişkin olarak ortaya attığı ve binlerce yıldır gösteri sanatlarında kullanılmakta olan «katharsis». Bu durum, yaşama aktif olarak katılan ve yaşamı daha iyi kılmak isteyen seyirci için sakıncalı olmakta. “İşte gerçeği yansıtabilme (ayna olma) ereğine yönelen «illüzyonist ve bireyci estetik»e karşıt olarak, Brecht, gerçeği dönüştürebilme (dinamo olma) amacına yönelik «eleştirisel ve diyalektik estetik»i sistematize etmiştir.”[n11] 

    Brecht’in estetik kuramı sekiz temel kavramdan oluşmakta: Naivete, Mesel Çalışması, Epizotik anlatım, Gestus, Yabancılaştırma, Tarihselleştirme, Anlatımcı yapı, Göstermeci oyunculuk. Bu eksenin temelinde ise ‘naivete’ bulunmakta ve ‘yabancılaştırma’ da eksenini oluşturmakta. Şimdi kitapta incelenen bu sekiz temel kavrama kısaca değinelim.

 

    1. Naivete:Brecht’in estetik kuramının temelini oluşturan bu kavramın başına bir kelime daha eklenmekte kitapta; bilimsel. Bilimsel naivite. Bu durum şöyle bir örnekleme ile açıklanmış. Binlerce yıldır ağaçtan düşen elma için Newton şu soruyu sormuştur: “Neden düşüyor?” , “Nasıl düşüyor?” Newton, yapılmış bütün açıklamalardan farklı olarak elmanın düşüşünü ‘anlaşılmaz’ ve ‘yabancı’ bir olay olarak kendine sorduğunda yerçekimi yasasını keşfetti; yani görünenin ardındaki gerçeği. “İşte Brecht’in, estetik kuramının temeline oturttuğu bu tutum, Newton’un «bilimsel naivite» olarak adlandırılabilecek tutumudur.” [n12] Gerçeği açıklama ve dönüştürme, insanlar arasındaki toplumsal ilişkilerde algı yanlışları, yanılsamalar gibi gözlerin bağlandığı durumlarda hedeflenmekte. İşte bu hedefe «bilimsel naivite»yle ulaşılmakta. Bu ulaşımın uygulanabilmesinin koşulu da «mesel çalışması».

 

    2. Mesel Çalışması: Burada ekipteki herkes bir analiz çalışması yapmakta. Tiyatrodan yola çıkarsak; oyuncular, dekoratörler, maskçılar, kostümcüler, müzikçiler gibi ekibi oluşturan tüm birimler düşünülmeli. “mesel bir yapıtın ilk bakışta ve düz bir okumayla bulgulanması mümkün olmayan toplumsal anlamıdır. Mesel çalışması boyunca sürdürülen naiv tutum aracılığıyla, toplumlar ve insanlar arası ilişkileri yöneten yasalar tanınır kılınır.” [n13] Kitapta bu naiv tutumun nasıl olacağı dört şıkta anlatılmakta: “a) Ekibin tümünün metne karşı mesafeli bir tutum alarak metnin görünen mantığına teslim olmamasını b) Metindeki çelişkilerin keşfedilmesini c) Metnin parçalanarak, metindeki durakların belirlenerek, epizotik anlatıma varılmasını ve nihayet d) Ekibin bilinç düzeyinin belirlenerek, neyi, ne ölçüde gerçekleştirebileceğinin tespit edilmesini de sağlar.” [n14] 

 

    3. Epizotik Anlatım: Epik kavramı, Aristoteles’den bu yana kullanılmakta. Zaten kelimenin kökenine de baktığımızda epos/destan tanımından anlaşılacağı gibi o dönem şiirinin özelliği olarak istenildiği kadar uzatılmasıdır çünkü konuyla ilintili birçok olay gösterilebilmekte. İki koro şarkı arasındaki bölümler; epizotlar metni süslemekte.

    Brecht’in, duygusal isteklerin eylemlere dönüşmesiyle ortaya çıkan, kendi içinde bütünsel bir olayın çatışmalar, çelişkiler temelinde seyirciyi duygusal olarak etkilemeyi amaçladığı; dramatik tiyatro ile özdeşleşmeyi kıran, anlatıcı, göstermeci, tiyatronun yanılsamacı etkilerine karşı çıkan, seyircinin olayları yargılayarak kavramasını ve değiştirerek değişmesini amaçlayan; epik tiyatro karşılaştırması bu konu hakkında daha açıklayıcı olmakta:

 

“Dramatik Tiyatro’da; Seyircinin ilgisi oyunun sonu üzerine toplanır; Her sahne bir öteki için vardır; Organik bir büyüme; Olaylar düz bir çizgi üzerine gelişir; Olayların akışı evrimsel bir zorunluluğu içerir.

 

Epik Tiyatro’da; Seyircinin ilgisi oyunun yürüyüşü üzerine çekilir; Her sahne kendisi için vardır; Montaj tekniği; Olaylar eğriler çizer; Olaylar sıçramalıdır.” [n15] 

 

    Özdeşleşmeye dayalı geleneksel dramatik anlatımda ‘katharsis’e ulaşılırken, özdeşleşmenin denetim altına alındığı epizotik anlatımda ‘bilinçlenme’ görülmekte. İnsanlar yaşam deneyimi boyunca edindiği algısal bilgileri oyun boyunca, aktif zihinsel faaliyetiyle sıçratarak bilimsel bilgi (ussal bilgi) düzeyine ulaştırmakta. Ve artık seyirci bu ulaştığı noktadan yaşamını sürdürmekte.

 

    4. Gestus: Naiv tutumun oyunculuk düzeyindeki karşılığı olan ‘gestus’da, sözü ifade edecek davranış (mimesis, taklit) yerine sözün arkasındaki görünmeyen anlamı gösterecek davranış ortaya çıkarılmakta. “Brecht’in estetik kuramında, anlatılacak olayların toplumsal anlamı demek olan mesel’in seyirciye aktarılmasında çıkış noktası söz değil, daima toplumsal bir anlamı ifade eden davranıştır.”  [n16] Burada önemli olan figür’ün sözleri değil, mesele uygun yer alan insan ilişkilerindeki olası davranışların yer alması. Dille jest arasındaki uyumsuzluk toplumsal gestusu vermekte. Oyuncu, role dair elde ettiği eleştirel bakış açısını seyirciye geçirmekte ancak bunu mesel çalışmasının ve sonrasındaki araştırmalarıyla ortaya çıkarmakta. “Gestuslar, eylemde bulunan kişinin eylemlerini kestiğimiz ölçüde çoğalır. Yani Gestus’ların elde edilmesi için epizotik bir yapı zorunludur ve epizotik yapıya ulaşılmaksızın Gestus’ları elde etmek ve çoğaltmak mümkün olmaz.” [n17]   

 

    5. Yabancılaştırma: Bir olayı ya da karakteri yabancılaştırmada ilk olarak, onu kendiliğinden-anlaşılırlığı’ndan, bilinirliğinden, görünümünden uzaklaştırıp merak, şaşkınlık uyandıracak bir konuma getirilmekte. Yabancılaştırma, oyunculuk düzeyinde ifadesini gestus’larda bulmakta. “Yabancılaştırma efektleri, gestus’ların yanı sıra, ışık, ses, ses-görüntü ilişkisi ve çelişkisi, müzik (Brecht bir «Gestus Müziği»nden söz etmektedir), dekor, kostüm ve makyaj gibi teknik ve artistik araçların belirli bir sistematik içinde, mesel’e uygun bir şekilde kullanımıyla elde edilirler.” [n18] Epik ya da diyalektik tiyatroya zenginliğini veren sonsuz sayıda yabancılaştırma efekti bulunmakta.

 

    6. Tarihselleştirme: Tarihsel olsun ya da olmasın bütün olayları tarihsel olarak ele almak. Böylelikle güncel olan güncelliğinden çıkarılmakta, belirli bir tarihi anın ürünü olarak gösterilmekte. Ve bu gösterimde güncel olanın egemenliği tartışılmakta ve seyirci dışarıdan bakış açısına sahip olmakta. Bu bakış açısıyla da yaşadığı toplumsal anın eleştirilip değiştirilebileceğini kavramakta.

    “Tarihselleştirme, mesel çalışmasıyla elde edilmiş toplumsal anlamın, tarihsel boyutunu vermenin sanatsal aracı olarak da tanımlanabilir.” [n19] 

 

    7. Anlatımcı Yapı: Brecht’in estetik kuramında anlatımcı yapının var olma koşullarının anlaşılabilmesi, bilimler felsefesini bilimsel yöntem araştırması kapsamında değil de, ilkelerin belirlenmesi çerçevesinde ele alınmasıyla; epistemolojik (bilgibilim) bir yaklaşımla mümkün olabilmekte. Anlatımcı yapı epistemolojik bir sorun olarak ortaya çıkmakta ve estetik ifadesini epizotik anlatımda bulmakta.

    “«Brecht için gerçekçi sanat ‘ideolojilere karşı realitenin yönlendirdiği ve gerçekçi duyguları, düşünceleri ve eylemleri mümkün kılan bir sanattı.» İşte, Brecht’in estetik kuramında çok önemli bir yer tutan anlatımcı yapı Brecht’in bu düşüncesinden kaynaklanmaktadır.” [n20] 

 

    8. Göstermeci Oyunculuk: Bu oyunculuk anlayışı Brecht öncesinde Çin tiyatrosu olmak üzere Uzakdoğu tiyatrosunda vardı. Özdeşleşmeye tamamıyla karşı olan bu tiyatro anlayışından farklı olarak Brecht, özdeşleşmeyi tümüyle red etmeyip yalnızca denetim almayı sağlayacak diyalektik bir oyunculuk anlayış düzeyine ilerletmeyi hedeflemiştir. “Brecht’in estetik kuramı, özdeşleşmenin seyirciye katharsis’e ulaştırma işlevini ortadan kaldırmış, ancak estetik değerini korumuştur.” [n21] 

    Epik-diyalektik sanatta seyirci, telkinler dışında kalarak, özgür iradesiyle doğrudan öğrenerek eğlenmekte ve bu da kalıcı olmakta.

    “Brecht’in gerçekçilik anlayışı «toplumcu» olmaktan çok devrimci olarak adlandırılabilir. Çünkü temelinde yer alan dünya görüşünün özüne uygun olarak, bütün adlandırmaların ötesinde «eleştirel»dir.” [n22] 

    Ve kitabın üçüncü bölümü; Brecht’in Estetik Kuramının Sinema Üzerindeki Etkileri. Brecht film yönetmedi ancak yer yer kendisinin de yönettiği, senaryosunu yazdığı ve ekibiyle çalışıp sahip çıktığı tek film Slatan Dudov’un yönettiği ‘Kuhle Wampe’dir.  ‘Kuhle Wampe’ dışında hiçbir film Brecht’in gözüne giremedi. Kitapta film üzerine ayrıntılı bir inceleme vardır. Okunduğunda Brecht’in estetik kuramının  sinema üzerindeki etkileri daha anlaşılır olmakta. Kimi yönetmenlerin Brecht’in estetik kuramıyla ilgisi olmamakta ancak filmlerinin temelinde yatan naiv tutum, bu filmlerin Brechtçi bir sinemanın örneği olarak görülmesine neden olmakta; senaryosunu   Şerif Gören ve Yılmaz Güney’in yazdığı, Yılmaz Güney’in yönettiği, yapımcılığını da Cevat Alkan’la üstlendiği, baş rolünü oynadığı “Umut” (1970) ile senaryosunu Federico Fellini ve Tonino Guerra’nın yazdığı, Federico Fellini’nin yönettiği “Amarcord” (1973). Brechtçi estetik bazı çizgilerin görüldüğü ya da bu çizgiden yola çıkmasalar da bazı noktalarda bu estetik çizgiyi çağrıştıran diğer filmler: fikrini Orsan Welles’in verdiği Charlie Chaplin’in senaryosu yazıp yönettiği, yapımcılığın da üstlendiği, baş rolünde oynadığı “Monsieur Verdoux”  (1947); Michelangelo Antonioni’nin senaryosunu yazıp yönettiği “L'Avventura/Macera” (1960) , “La Notte/Gece” (1961) , “L'Eclisse/Batan Güneş” (1962) adlı filmleri; Claude Chabrol’un “Les Bonnes Femmesi (1960). Brecht’den etkilenmese bile esinlenen bir diğer önemli yönetmen de Alain Resnais. “Hiroshima Mon Amour/Hiroşima Sevgilim” (1959) , “Je t'aime, je t'aime (1968) adlı filmlerinde bu esinlenme hissedilmekte. Ve Françesco Rosi’nin “L’Affaire Mattei” , “Lucy Luciano/Talihli Gangster” adlı filmleri. Jean-Marie Straub’un Heinrich Böll’ün romanından Jean-Marie Straub ve Danièle Huillet’in uyarladığı “Nicht versöhnt oder Es hilft nur Gewalt wo Gewalt herrscht” (1965). Ve Brecht’in sürgün yıllarında yaşadığı Hollywood’daki dostu ABD’li sinema ve tiyatro yönetmeni Joseph Losey’in filmleri ve Losey’in, sinemasında Brechtçi çizgilerin görüldüğü söylenen yönetmenler üzerine yaklaşımlarına kitapta yer verilmekte. Joseph Losey, 1930’lu ve 40’lı yıllarda tiyatro yönetmenliği yaptığı Broadway’de Brecht’in “Galileo Galilei” adlı, ülkemizde de ‘Dostlar Tiyatrosu’nca sahnelenen tiyatro oyununu yönetmiştir.

    Kitap okunduğunda tüm bu filmlerin ve yazıda yer vermediğim diğer başka filmlerin, yönetmenlerinin, hangi noktalarda Brechtçi estetik yapı ile ilişkilendirildiği verilen örnekler ve saptamalarla anlaşılmakta. Kimisinde geleneksel dramatizasyonun ret edilişi, mesel çalışmasının görülmesi, naiv tutumun gözlenmesi, kimisinde de Brecht’in oyunlarındaki özgürlük arayışından etkilenmeler, dramatik eğrinin parçalanması, özdeşleşme yönelimlerinin denetim altına alınması, epizotik yapının uygulanması, yabancılaştırma, tarihselleştirme efektleri, eleştirel perspektif sunmalar, seyirciye zihinsel faaliyet alanı yaratmalar, yerli yerinde kullanılan gestuslar görülmekte. Ancak bu çağdaş yönetmenler arasında bir kişi vardır ki Brechtçi bir sinemanın en yetkin örnekleri sunduğu belirtilmekte. Bu kişi, konudan ziyade üslup ile tekniğin ön planda olduğu; yönetmenlerin kendilerine özgü dillerini ortaya koydukları filmlerle oluşan“Yeni Dalga” akımıyla tanınan Jean-Luc Godard. Kendisi daha çok  senaryosuz çektiği “À Bout de Souffle/Serseri Aşıklar (1960)” adlı ilk uzun metrajlı filmi  ile tanınmakta.

    Godard’ın ülkemizde “All's Well” adıyla gösterilen Tout va bien/Her Şey Yolunda” (1972) filmi Brechtçi sinema yolunda  adım adım gelişen estetik çizgisinin doruk noktası olmakta. “Bu filmde Brecht estetiğinin istisnasız tüm öğeleri mükemmel denebilecek bir sinematografik karşılık bulmuştur. Gestus’lar, yabancılaştırma ve tarihselleştirme efektleri, epizotik bir yapı içinde, seyirciyi, sürekli bir zihinsel faaliyette bulunmaya ve bu aktif tutumun sonucunda yaşanan gerçeğe dair yargılar vermeye yönlendirecek bir işlev görürler. Sinemanın bütün teknik olanakları görünen’in ardındaki gerçeğin  keşfedilmesine yardım edecek şekilde kullanılmıştır. Filmdeki, reklam filmi sekansında başvurulan ses ve görüntü öğelerinin karşıtlığı ve birliği (zıtların birliği ve mücadelesi!) bunun bir örneğidir ve belki de sinema tarihinin en başarılı yabancılaştırma efektidir.” [n23] 

    Kitabın sonuç bölümü öyle kısa bir özetlemenin yer aldığı bir bölüm değil. Kitabı okuduğunuzda birçok başlık altında değinilen konuları, gözlemleri, analizleri göreceksiniz.

   Brecht’in Estetik Kuramının Sinema Üzerindeki Etkileri ile ilgili olarak ülkemizde Sinema eğitimi veren fakültelerde akademisyenler ve öğrencilerin işbirliğiyle acaba kaç çalışma yapılmıştır? Yapılsa bile her yıl bu alanda yapılacak bir çalışma nasıl olmalıdır? Bu soruyu ben de yanıtlamak istiyorum. Hem de birçok kişinin bildiği önerilerle.

    Brecht’in Estetik Kuramı üzerine yerli ve yabancı kaynakların taranması, okunması, tartışılması, yazılan yazılarla bildiriler yayınlanması; Mutlu Parkan’ın kitabında yer verdiği filmlerin bir araya getirilip izlenmesi, karşılaştırılması, tartışılması ve yine bildiriler olarak kitaplaştırılması; Brecht’in estetik kuramının sekiz temel kavramı; Naivete, Mesel Çalışması, Epizotik anlatım, Gestus, Yabancılaştırma, Tarihselleştirme, Anlatımcı yapı, Göstermeci oyunculukla ilgili olarak sinema bölümü öğrencilerinin kısa film senaryoları yazıp çekmeleri. Burada özgün bir senaryo da yazılabilir, Brecht’in oyunlarının bazı bölümleri günümüze de uyarlanabilir. Ve yapılan tüm bu çalışmaların halkla buluşturulması. Nasıl bir yöntemle mi? Yine Brecht’e dönelim; mesel çalışması olarak. Belki de Brecht’in doğum yıldönümü olan 10 Şubat 2011’de (bir yıl içerisinde hazırlanarak) böylesi bir etkinlik gerçekleşir, kim bilir?

 

 

 

 

 


 [n1]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf.11 , Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 [n2] Mutlu Parkan’ın “Brecht Estetiği ve Sinema” adlı kitabı 2000 yılında ‘Donkişot Yayınları’ndan basılmıştır ve muhtemelen daha da kapsamlı olabilir. Benim okuyup izlenimlerimi aktardığım kitap ise yaptığım alıntılarda belirttiğim üzere ‘Dost kitabevi Yayınları’nın Ekim 1983 baskısıdır.

 [n3]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf.11 , Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 

 [n4]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf.12 , Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 [n5]P.P. Pasolini, «Plansekans ya da Gerçeğin Semiyolojisi: Sinema», Yeni Sinema, Sayı 27, s.26

 [n6]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf.18 , Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 

 [n7]Aritoteles’in tragedyanın işlevine ilişkin olarak binlerce yıl önce getirdiği görüş.

 [n8]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf.19 , Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 [n9]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf.25, 26 , Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 

 [n10]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf. 27 , Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 

 [n11]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf. 28, 29 , Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 [n12]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf. 30,  Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 

 [n13]Mutlu Parkan, Brecht Estetiği ve Sinema, sf. 32,  Dost Kitabevi Yayınları, 1983, Ankara

 

Yorum Yaz